Mucur İlçesine yakın bir köyde yaşayan ve çiftçilikle uğraşan Mehmet Ali Emmi, kalabalık bir nüfusa sahipti. Kendisine yetecek sebze ve meyve tarlası vardı ama tahıl ekecek tarlası yok denecek kadar azdı. Mehmet Ali Emmi, güz mevsimiyle birlikte öküzün peşinde pulluğu tutar tarlasını sürer buğdayını, arpasını eker. İlkbahar mevsimiyle birlikte bel, kürek, çapa elinde bağını bahçesini beller sebzesini eker. Mehmet Ali Emmi, her türlü sebzeyi ve meyveyi kolaylıkla yetiştirir. Yaz mevsimiyle birlikte ihtiyaç fazlası sebze ve meyveleri eşeğin üzerine yükler, Mucur'a götürür, pazarda satar.
Bu olayı yakinen bilen Mucur'un tanınan esnaflarından Bakkal Amca, pazar dağılmak üzere iken pazarı baştan sona dolaşır. Mehmet Ali Emmi gibi garibanlara, ellerinde kalan sebze ve meyveleri kendisine ait olan bakkal dükkânının bir köşesine dökmelerini tembihler. Veresiye alış verişten dolayı Bakkal Amcaya borçlu olan başta Mehmet Ali Emmi olmak üzere diğer garibanlar, ona hayır diyemezler. Her Pazar ellerinde kalan sebze ve meyveleri dükkânın bir köşesine para almadan dökerler, eşeklere binerek köylerine dönerler. Akşam olunca Bakkal Amca, sebze ve meyveleri evine götürür. Sebzeleri yıkar, tuzlar, turşu yapar; meyveleri de reçel yapar. Onları soğuk inlerde depolar. Bu işlemler yaz mevsimi sona erinceye kadar devam eder. Kış mevsiminin başlamasını müteakip pazar ihtiyaçları için Mucur'a gelen hikâyemin kahramanı Mehmet Ali Emmi, gezer, dolaşır Bakkal Amcanın dükkânına gelir. Bakkal Amca'dan ihtiyaçlarını alır, karnını doyurmak içinde yiyecek bir şeyler ister. Bakkal Amca da " turşu var, pekmez var, reçel var ne istiyorsan yiyebilirsin " der. Başka yiyecek seçme şansı olmayan Mehmet Ali Emmi, eline bir şehir ekmeği(somun) alır, turşu, pekmez veya reçelle karnını doyurur. Parası olmadığı için veresiye defterine yazdırır. Bu işlem ertesi yılın hasat mevsimine kadar sürer. Mehmet Ali Emmi, kendi sebzesini turşu, üzümünü pekmez, meyvesini reçel olarak veresiye yer. Mehmet Ali Emmi, kendisine ait olan yiyecekleri yer ama geçen süre içinde kabaran veresiye defterinin farkına varamaz.
Yıl 1965. Güz mevsimi, harman kalkmak üzere. Elinde veresiye defteri ile köyleri dolaşan Bakkal Amca, Mehmet Ali Emmi'nin köyüne gelir. Mehmet Ali Emmi, öküzün peşinde yıl boyu çalışır çabalar, yedi çuval buğday ile dört çuval arpayı zor zoruna hasat eder. Bakkal Amca, borca karşılık yedi çuval buğdaya el koyar, kamyonete atar götürür. Mehmet Ali Emmi, elinde yaba ile harman yerinde dikilir kalır. Yolda geçen yakın köylü namı diğer Cıbır Osman'ın yanına gelip selam vermesi üzerine, cebinden tütün tabakasını çıkarır, bir sigara sarar. Sigaradan bir iki fırt çeker kafayı bulur. Daha fazla kendine hâkim olamaz. Arpa çuvalının yanına oturur, elini kulağına getirir, gör halimi Cıbır Osman diyerek hem ağlar hem de yanık türküler söyleyerek isyan eder: " Boğazıma taşlar çakılsaydı da yemeseydim veresiye, Buğday gitti ekmek bitti ben ne deyim karım Yeter'e, Oğlum asker kızım gelin olacak önümüzdeki seneye, Bakkal Amca çoluk çocuk demedi acımadı kimseye. "