MUCUR’UN TARİHİ

27 Aralık 2013
415 kez görüntülendi

MUCUR’UN TARİHİ

Tarihçe:

Bölgenin tarihinin Tunç devrine kadar indiği anlaşılmaktadır. Mucur ve havalisinde bulunan, çok eski dönemlere ait olduğu tesbit edilen mağaralar, bu havalinin tarihini de çok eski dönemlere kadar götürme imkanı vermektedir. Bununla birlikte, bu dönem üzerine yapılan yayınların yeterli olmaması bu konuda daha fazla şey söylemeyi zorlaştırmaktır. Esasen, Mucur havalisindeki eski yerleşim birimlerinin varlığı Kirşehir gibi Mucur’un da Hititlerin, Friglerin ve Perslerin hakimiyet sahası içinde yer aldığını göstermektedir. Anadolu’da Pers hakimiyetini yıkan Büyük İskender’den sonra bölge, Kapadokya Krallığının eline geçmiştir. Roma ve Bizans hakimiyetine de sahne olan bu alanın yerli halkı, Arap-Bizans mücadelesi esnasında Anadolu içlerinden daha batı bölgelere çekilmişti . 1071 Malazgirt Meydan Muharebesinden sonra bütün Anadolu şehirleri gibi Mucur ve Kırşehir toprakları da Selçuklu Türklerinin eline geçmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, bölgenin az olan nüfus yoğunluğunun da tesiri ile kısa sürede, Kırşehir ve havalisi başta olmak üzere Yozgat, Çankırı, Eskişehir, Çorum gibi şehirler yoğun Türkmen göçüne şahid olmuştur. Bu muhaceretin sonucu olarak Türkleşen Anadolu’da, XIII. yüzyılda başta Konya olmak üzere Kayseri, Sivas, Amasya, Tokat, Niksar, Erzurum, Ankara ile birlikte Kırşehir’in de bir kültür merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki buralar, Türkçe eserler kaleme alınacak kadar birer kültür muhitleri haline gelmişlerdir .

XIII. Yüzyılda Anadolu’da halk üzerinde mühim tesiri olan Hacıbektas Veli’nin, herhalde Kırşehir ile Hacıbektaş arasında yer alan Mucur ahalisi üzerinde de önemli bir nüfûzu olmalıdır. Anadolu Selçuklu Devletininin, Kösedağı Savaşında Moğollara yenilgisinden sonra Kırşehir ve dolayısıyla Mucur havalisinde Moğol nüfûzunun oldugu gözlenmektedir. Beylikler döneminde ise bu bölgenin çok sık el değiştirdiğini görmekteyiz. Önce Eretnaoğullarının eline geçmiş, ancak Eretna hükümdarı Mehmet Bey’in ölümünden sonra bölgenin esas halkını teşkil eden Moğol ve Türkmen toplulukları arasında müfsitlerin gayreti ile rekabet çıkmıştır. Vuku bulan kanlı ayaklanmalar sonucu bölge halkının -ki bilhassa Kırşehir ve Aksaray ahalisinin güneybatı Anadolu’ya göç ettigi görülmektedir. Bu arada Eretna Devletini ele geçiren Kadı Burhaneddin Ahmed, 1389 yılından sonra içinde Mucur’un da bulunduğu Orta Anadolu’dakı Kırşehir’i ele geçirmiştir.

Bu dönemde Kırşehir havalisi en çok Timurlular, Osmanlılar ve Karamanoğulları arasında el değiştirmiştir. Esasen Karamanoğulları rakib gördükleri Osmanlılara karşı Timur ile birlikte hareket etmiş ve Ankara savaşını müteakib de Timur bu bölgeyi Karamanoğulları’na vermiştir. Fetret devrinde Karamanoğullarının elinde bulunan Kırşehir ve Mucur havalisi, Çelebi Mehmed’in Karamanoğullarını maglub etmesi ile Niğde, Akşehir, Beyşehir ve sair şehirlerle birlikte Osmanlı Devleti sınırları içine dahil edilmişti. Ancak aralarında barış sağlanınca yeniden Karamanoğullarına bırakılmıştır. XVI. yüzyılda sosyal, mâlî ve diğer baskılar nedeni ile Anadolu’nun doğu kesiminden, hususan kırsal alandan, Kayseri ve Kırşehir havalisine göç olmuştur.

Bu yıllarda Mucur’un Kırşehir’e bağlı büyükçe bir köy olduğu görülmektedir. Anadolu’da asayiş daha XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bozulmuştur. XVII. yüzyıl başlarındaysa artık iyice aleniyet kesb eden Celalî hadiseleri ne yazık ki orta Anadolu’da da yoğun olarak yaşanmıştır. Ankara Ser’iyye Sicilinden, Mustafa Akdağ’ın naklettigi “ …Kırşehir ve Hacı Bektaş kadılıklarında olan hasların bir kaç sene vilayet fetret olmakla ümera ve nuzzardan kimesne zapti için varılmak müyesser olmamagla…” kaydına bakılırsa, o yıllarda Kırşehir sancağı kazası Hacıbektaş’a bağlı bir köy olan Mucur da devletin idareden el çekecek kadar üzerine gidemediği Celalî isyanlarının yoğun olarak yaşandığı bir mekan olarak görülmektedir. XVII. yüzyılda çapulculara karşı büyük köylerin çevresine hendek açıldığı ya da toprak duvarlar yapıldığı oluyordu ki, bu yolla korunan köylere idarî dilde “palanga” denmekteydi.

XVII. yüzyıl başında Kırşehir valisinin bir tek seferde (içinde muhtemelen Mucur’un da bulunduğu) 100 palanga kapattığı söylenmektedir. Esasen XVII. yüzyıl başında Anadolu’da belli başlı Celalî reislerinden olduğu anlaşılan Meymun, Kırşehir havalisinde faaliyet göstermekteydi. Kardeşi Ahmed’in ölümüyle maiyetindeki altı-yedibin sekban ile birlikte Kalenderoğluna iltihak ederken, Kuyucu Murat Paşa tarafından Sarkî Kara Hisar yakınlarında baskın yapılarak mağlup ve kısmen imha edilmişlerse de bir kısmı kaçmayı başarabilmiştir. Bu bölge XVII. yüzyıl ortalarında da Celalî eşkıyasının merkezi olmaya devam etmiştir. Sipahi zorbalarından Gürcü Nebi, taşra memuriyetlerinden topladığı servetle Niğde’de mütegallibeliğe başlamıştı. Ancak bir müddet sonra mucur.net Kırşehir sancak beyi İshak Bey tarafından gâfil avlanarak kesik bası İstanbul’a gönderilmiştir. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Mucur’un ve bölgenin daha ne gibi siyasi faaliyetlere tesne olduğu hakkında fazlaca bir malumatımız olmamakla birlikte, bu yüzyıllarda Mucur’un biraz daha büyüyerek kaza merkezi olduğuna dair bilgiler bulunmaktadır.

Topluluk halinde yaşayan insanlar, zaman içinde teşkilatlanıp daha düzenli bir hayata geçmenin ifadesi olan devletlerini kurduktan sonra, kurulan devleti bir takım alt birimler vasıtasıyla daha rahat yönetmek için gerekli düzenlemeler yapmışlardır. Bu düzenlemeler zamana ve kurulan devletin teşkilat anlayışına göre değişiklikler arz etse de, genel olarak temel idari birimler, şehir ve köy olarak tezahür etmişlerdir.

Tarihi kaynaklarına ulaşabildiğimiz ilk dönemlerinden geçen yüzyıla kadar köy-kasaba statüsüne sahip bulunan Mucur’un, Osmanlı Devleti zamanından itibaren, sosyo-ekonomik tarihi ile birlikte, idari teşkilat içindeki yerini net olarak görebiliyoruz. Bundan dolayı Osmanlı idarî teşkilatına şöyle genel hatları ile bakmakta bir fayda vardır. Bilindiği üzere Osmanlı devletinde en genel idari birim Eyalet olup, başında ise Beylerbeyi bulunmaktaydı. Eyaletlerin, coğrafî ve tarihî şartlar sonucunda teşekkül eden sancaklardan meydana geldiği de malumdur. Osmanlı klasik döneminde eyaletlerdeki her sancağın başında bir sancakbeyi bulunurken, daha sonraları bunları temsilen mütesellimlerin sancak idaresini deruhte ettikleri müşahede olunur. Sancak idaresinde biri yargıyı temsil eden kadı, diğeri de yürütmeyi işleten, icrâ yetkisini elinde bulunduran bey olmak üzere daha başlangıçtan itibaren iki aslî yönetici bulunmaktaydı. İdarî ve hukukî bakımından birbirlerinden ayrılmaları söz konusu olmayan bu sancakların ortaya çıkmasında tımar sistemininin de payı bulunmaktaydı. Sancaklar, kaza, nahiye ve köy gibi alt birimlerimlerden oluşmaktaydı.

Mucur, Kırşehir’in hemen yanıbaşında olmasından dolayı, tarihçede de belirtildiği üzere, Osmanlı topraklarına dahil edilmeden önce, Kırşehir hangi devletin sınırları içinde yer almış ya da hangi devletin işgaline uğramışsa, Mucur da pek tabii olarak o devletlerin idarî yapısında yer almıştır. Bu noktada Mucur, yukarıda da belirtildiği üzere Hitit, Frig, Pers, Roma ve Bizans gibi, Anadolu’nun Türklerin eline geçmesinden önce bahsi geçen devletlerin küçük bir yerleşim merkezini oluştururken, Türk hakimiyetine geçtikten sonra ise Selçukluların, Eretnaoğullarının, Kadı Burhaneddin Ahmed’in, Karamanoğullarının, bir ara Dulkadirliler’in ve nihayet Osmanlılar’ın idaresinde XVIII. yüzyıla gelinceye kadar büyükçe bir köy hüvviyetini korumuş bir yerleşim birimidir. Kırşehir, Osmanlı idari yapısı içine dahil olduğunda, önceleri Eyalet-i Rum’a bağlanmıştır. Bu süre içinde müstakil bir sancak olarak görüldüğü gibi, bir ara da “Kırşehir ma’a Bozok” olarak geçmesine bakılırsa, bugünkü Yozgat ile birlikte sancak olmuşlardır. Bu zaman sürecine ait 1485 ve 1526 tarihli tahrirlerde Mucur, Kırşehir vilayetine bağlı bir yerdir.

1584 yılında Kırşehir bir sancak merkezi olarak Karaman eyaletine bağlı görülürken; Mucur, Kırşehir sancağının Hacıbektaş nahiyesinin bir köyü olarak karşımıza çıkmaktadır. XVI. yüzyıl sonlarında büyükçe bir köy olduğu anlaşılan Mucur hakkında, XVIII. yüzyılın başlarına ait olan Hurufat kayıtlarında “ Hacıbektaş’da Mucur karyesinde vaki…” diye kayıt düşülürken; 1785 tarihlerinden itibaren aynı tür belgelerde “Hacıbektaş maa’ Mucur kazasında …” diye başlayan ibareler görülmektedir. 1834 yılına ait temettuat defterinin altına düşülen kayıtta ise, Mehmed Şakir Efendi’nin Hacıbektaş ma’a Mucur kazasının naibi olduğu anlaşılmaktadır.

Osmanlı Devleti’nde 13 Eylül 1836(1C.evvel 1252) tarihinde idarî bir ıslahat yapılmıştır. Bu tanzim ile eski büyük eyaletler bölünerek yeni bir düzenleme yoluna gidilmiştir. 1836 yılında başlayan bu dönemde eski sancaklar veya sancak gibi görülenler birer kaza, hatta nahiye olarak yeni teşkil edilen eyaletlere bağlanmışlardı. Bu düzenlemeden sonradır ki Mucur, artık bağımsız olarak kaza merkezi olarak karşımıza çıkmaktadır. 1856 yıllarında yapılan bir başka düzenleme sonucunda Mucur, Karaman eyaletininin Niğde livasina bağlanmıştır. II. Abdulhamid döneminde mülkî teşkilatın genel hatları muhafaza edilmekle birlikte, nahiye teşkilatı yaygınlaştırılmıştır. Bu tarihlerden sonra Mucur, Kırşehir sancağının merkez kazasına bağlı bir nahiye olarak görülmektedir. Ancak bu kez de, Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlanınca Mucur, Ankara vilayet sınırları içinde kalmıştir.

Mucur’un nahiye olduğu bu yıllardakı yapılanmasında görev alan idarecileri tesbit edebiliyoruz. Nahiyenin başında, 1890 yılında nahiye müdiri olarak Halil Efendi bulunuyordu. Bu yıllarda nahiyedeki diğer idarî vazifeliler ise şu şahıslardır: Naib vekili Rıza Efendi, Müftü Emin Efendi, Katib Hacı Bekir Efendi, Mekteb reisi muallimi Hacı Ali Efendi, Bevvab Mustafa Efendi’dir. Belediye hizmetlerinin yürütülmesi işleriyle, başta o yıllarda Reis olarak bulunan Hacı Mehmed Efendi olmak üzere şehrin ileri gelenlerinden oluşan azaları ilgileniyordu. Bunlar: Hacı Mehmed Efendi, Hacı Salih Ağa, Hacı Eyyub Ağa, Hacı Ömer Ağa, Hacı Ali Ağa’dır . 1900 yılına ait salnamede ise bu kez belediye reisi olarak Hüseyin Hüsni Efendi görülmektedir. Bununla birlikte belediye meclis azalarından Hacı Salih Ağa, ile Hacı Eyyub Ağa’nin görevlerine devam ettiklerini ve bir azalığın da “münhal” olduğu gözükmektedir.

 Mucur, 1915 yılında yeniden kaza merkezi olmuş ve o günden bu yana da kaza konumunu muhafaza etmektedir. Mucur’a idari olarak bağlı köylere gelince; daha 1834 yıllarından itibaren büyük köy olmasından dolayı Mikail ve Aflak karyelerinin bağlı olduklarını temettuat kayıtları vasıtasıyla biliyoruz. Cuinet ise 1890 yıllarında Mucur’un büyük köylerini, Seyfe, Barak, Karakuyu, Mikail ve Aflak olarak belirtmektedir. 1940 yıllarinda ise Mucur’a nahiye olarak Hacıbektaş başta olmak üzere şu köyler bağlı bulunuyordu:Aflak,Asma, Bahçacık, Bazlamaç, Budak, Çiydem, Dalakçı, Geycek, Gümüşkümbet, İnanç, Kabaca, Karaargaç, Karadam, Karkın, Kılıçlı, Kızıldağyeniyapan, Köpeklikebir (Büyük Köpekli), Köpeklisagır (Küçük Köpekli), Kurugöl, Medetsiz, Mikail, Seyfe, Yazınık. Bugün Mucur’a bağlı olan köylerden bazılarının, 1954 yılından önce, Kırşehir merkez ilçeye bağlı olduklarını görüyoruz. Bu köyler, Kırşehir’in 1954 yılında Nevşehir’e bağlı bir kaza haline getirilip 1957 yılında yeniden vilayet yapılmasından sonraki yeni düzenlemede, Mucur’a bağlanmışlardır. Bunlardan tesbit edebildiklerimiz şunlardır: Aksaklı, Avcı, Aydoğmuş, Babur, Devepınarı, Kayapa-i kebir (Büyük Kayapa), Kayapa-i sagir (Küçük kayapa), Karacalı, Küçükkavak, Kepez, Kızılağıl, Rahmalar, Rişvan (Karakuyu) ve Yörücek , Palangıç.

Mucur Adı:

Cevat Hakkı Tarım’ın, Recep Okay’dan naklettiği bir efsaneye göre, eski zamanlarda, bugün de Mucur ve civarında gördüğümüz mağaralarda gayr-i müslim ahali yasıyormuş. Yine o tarihlerde kasabanın beş km kuzey batısında ise, Kızılin de denilen Asilik mevkiinde müslüman Türkler sakin imiş. Sabahları Mucur’un yerindeki mağaralarda yakılan ateşlerin dumanı, Asilik civarındaki Türklerin dikkatini çeker ve :”gene Mücür’üm gavurunun dumanı tütüyor”derlermiş. Mücürüm ise mağarada yaşayan gayr-i müslim ahalinin reisinin ismi imiş. Bu efsane, gerçekliğinin tartışılmasından öte bize, Mucur’un eski bir yerleşim merkezi olduğunu anlatmaktadır. Kelime manasının Ahmed Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmaniye adlı lügatinde yanmış demir cürufu, maden kömürü süprüntüsü, mucur.net her şeyin bücürü anlamlarına geldiğini belirten Cevat Hakkı Tarım’ın kendi kanaati ise, Mucur’un, ufak taşlar ve çerikten küçük bir ölçek adı olduğunu zikrettikten sonra, etrafını çeviren küçük tepelerin ortasındaki Mucur’u da çerik gibi çukur bir kaba benzetmektedir.Bu arada 1485 ve 1526 tarihli tahrir kayıtlarında Mucur, birinci harfin dışındakiler sırasıyla vav, cim, vav ve ra harfleriyle yazılmıştır. İlk harfin be olduğunu kabul edersek buna göre, kelime “bücür” de, “bucur” da okunabilir. Bu yazılımı doğru kabul etsek bile Mucur’u, ilk harfi pek mim’e benzemese de, ileriki yıllarda gerek okunuş ve gerekse telaffuz olarak mim’e dönüşerek Mucur haline geldiğini düşünmek mümkündür. Kaldı ki 1586 tarihli tahrirde kayıt Mucur şeklinde geçmektedir.

 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE MUCUR BELEDİYE BAŞKANLARI

  1. Kadı Hacı Efendi
  2. Hacı Fakının Nuri Efendi
  3. Şehirli imanın ibrahim Efendi
  4. Ağanın Mustafa Efendi
  5. Kadının Hasan Efendi
  6. Hacı Ahmet Canatan
  7. Salim Akyürek
  8. Ahmet Canatan
  9. Mehmet Bahadır
  10. İsmail Ünlü
  11. Fıkırın Derviş Efendi
  12. Ahmet Giray
  13. Ömer Onat
  14. Cevdet Erkanlı
  15. Hulusi Aksoy
  16. Fehmi Çağlayan
  17. Kamil Bozdağ
  18. Tahir Temiztürk
  19. Ali Rıza Sanal
  20. Hızır Sarıca
  21. İsmet Arslan
  22. Hüseyin Köroğlu
  23. Atılgan Yılmaz
  24. Ali Şahin

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GÖREV YAPAN KAYMAKAMLAR

  1. Emin KÖKSAL   29.04.1934 –  06.08.1937
  2. Cemil SARGUT   17.11.1937 – 16.08.1938
  3. Rauf SUMEN   15.02.1939 – 20.04.1944
  4. Sıtkı ARKAN   26.11.1946 – 21.02.1947
  5. Ali AKARSU   31.07.1947 – 13.01.1951
  6. Kemal DENİZ   31.01.1951 – 15.05.1952
  7. Mecit SÖNMEZ   28.11.1952 – 13.10.1954
  8. Behçet TÜMSAVAŞ   21.02.1955 – 09.08.1956
  9. Tarık TOĞAY   27.07.1956 – 12.01.1957
  10. Yılmaz GÜNAL   30.03.1957 – 24.01.1958
  11. Talat SUNGUR   31.05.1958 – 01.08.1960
  12. Sezai TASKELİ   15.08.1960 – 20.11.1960
  13. Taşar TOK   31.12.1961 30.03.1963
  14. Doğan TÜRKMEN   19.07.1963 – 04.12.1965
  15. Hami KIRIMCA   06.06.1966 – 24.04.1970
  16. Günay KIZILSÜMER   29.05.1970 – 03.06.1970
  17. Ali YALÇIN   26.09.1970 – 06.09.1971
  18. Oğuz KAAN KÖKSAL   26.09.1971
  19. Kemal ŞENYUVA   06.01.1973 – 17.10.1977
  20. Erdal AKSU   01.04.1979
  21. İsmet AKÇABAY   17.11.1980 – 23.11.1981
  22. Fahri CAN   10.12.1981 05.09.1983
  23. Mustafa BÜYÜK   05.01.1984 14.09.1987
  24. Mithat KUŞADALI   23.11.1987
  25. Hürrem AKSOY   14.01.1988
  26. Metin ALP   06.09.1988 – 16.01.1991
  27. Ahmet GÖRÜCÜ   09.02.1992 – 25.08.1995
  28. Metin YILMAZ   14.09.1995 – 31.08.1998
  29. İrfan KENANOĞLU   01.10.1999 – 14.10.2005
  30. Ejder SARIÇİÇEK   20.02.2006 – 01.09.2008
  31. Alpaslan YILMAZ   03.09.2008 – 12.08.2010
  32. Arif YALÇIN   15.08.2010  DEVAM EDİYOR

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz